top of page

Üç Çocuğunu Öldüren Lindsay Clancy Davası: Postpartum Psikozun Ciddiyeti

1 saat önce
3 dakikada okunur

Lindsay Clancy, 24 Ocak 2023 tarihinde sırasıyla 5 yaşında, 3 yaşında ve 8 aylık olan üç çocuğunu egzersiz bandıyla boğup ardından pencereden atlayarak intihar girişiminde bulunmuştu. Konuyla ilgili soruşturma başlatıldığında Clancy çocuklarını postpartum psikozun etkisi altında öldürdüğünü öne sürerek kendisine yöneltilen cinayet suçlamalarını reddetmişti. Clancy’nin kendi kritik sağlık sorunlarından dolayı ancak geçen ay başlayabilen dava, sosyal medyada oldukça ilgi görüp tartışılırken postpartum psikozun ve depresyonun ciddiyetini de gözler önüne serdi.


Lindsay Clancy davasının bu kadar ilgi toplamasının bir numaralı sebebi, sosyal medyada ve duruşmanın ilk gününde mahkemede Clancy’ye gösterilen destekti. Sosyal medyada birçok kullanıcı Lindsay’in suçları kendisinin işlemediğini, masum olduğunu ve asıl suçlunun Lindsay’in kocası Patrick Clancy olduğunu savunurken 20 Ağustos tarihinde pembe giyinmiş yüzlerce kadın Clancy’ye olan desteklerini belli etmek amacıyla mahkeme binasının önünde toplandı. Clancy’nin işlediği suçun ağırlığı göz önünde bulundurulunca kendisine gösterilen destek de eleştirilerin hedefi olup davanın gündemde önemli bir yer edinmesine yol açtı.


Her ne kadar Lindsay’e destek verenlerin bir kısmı bu iddiayı savunsa da Patrick Clancy’nin cinayetten sorumlu olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmamakta, aksine Lindsay Clancy çocuklarını öldürdüğünü çoktan itiraf etmişti. Geçtiğimiz aydan itibaren duruşmada savcılık ile savunmanın tartıştığı asıl konu, Clancy’nin çocuklarını öldürürken psikoz geçirip geçirmediği oldu. Postpartum psikozun normalde doğumdan sonraki bir haftalık süre içerisinde gerçekleşmesi ve Clancy’nin çocuklarını öldürüp intihar girişiminde bulunmadan önce giriştiği detaylı planlama safhasından dolayı anlık bir bunalımın söz konusu olmaması savcılık tarafından ortaya konulan temel argümanlar arasında olsa da Lindsay Clancy’nin özellikle doğumdan sonra ciddi psikolojik sorunlar yaşadığı ve olaydan aylar önce doğum sonrası depresyon teşhisiyle çeşitli ilaçlar almaya başladığı kanıtlanmıştı. Bu bağlamda savunma Clancy’nin aldığı ilaçların değiştirilmesinin, ilaçların yan etkilerinin ve yoksunluk belirtilerinin psikoza yol açan faktörler arasında olduğunu savunarak Clancy’nin tedavisinin kötü yönetilmesinin dolaylı yoldan çocukların ölümüne sebep olduğunu iddia etti. Bunu takiben eleştiriler, psikolojik semptomları ve doğum sonrası krizleri yeterince ciddiye almadığı öne sürülen sağlık sistemini ve başta Patrick Clancy olmak üzere Lindsay Clancy’nin yakınlarının bu konudaki ihmalkârlıklarını hedef aldı. Jürinin 31 Ağustos tarihinde vereceği kararla sonlanacak davada cevaplanması gereken en büyük soru hâlâ Clancy’nin doğumdan 8 ay sonra psikoz geçirip geçirmediği, geçirdiyse psikoz esnasında işlediği suçtan dolayı sorumlu tutulup tutulamayacağı.


Lindsay Clancy davası, yeni annelerin doğum sonrası akıl sağlıklarının ve psikolojik durumlarının ihmal edilmesi halinde yaşanabilecek facialara dikkat çekti. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre hamile kadınların %10’u ve yakın zamanda doğum yapmış kadınların %13’ü başta depresyon olmak üzere çeşitli psikolojik bozukluk yaşıyor. Yapılan daha geniş kapsamlı bir araştırmada ise bu oran %20’ye çıkarken doğuma ilişkin ruhsal sıkıntılar yaşayan kadınların %20’si intihara veya kendilerine zarar vermeye meyilli hissettiklerini de itiraf ediyor. Doğum esnasında ve sonrasında çoğunlukla anneyle bebeğin yalnız fiziksel sağlıklarına odaklanıldığından annelerdeki psikolojik belirtiler kimi zaman normal karşılanıp kimi zaman da tamamen görmezden gelinebiliyor. Lindsay Clancy vakasında bahsi geçen postpartum psikoz oldukça nadir görülen bir zihinsel bozukluk olsa da dünya çapında milyonlarca kadında görülen doğum sonrası psikolojik sıkıntılar davadaki kadar şiddetli olmasa da hem bebeğin hem annenin mental ve fiziksel zarar görmesine sebep olabileceğinden bu konunun doktorlar ve anne yakınları tarafından ciddi alınması son derece önemli.


Yeni annelerde doğumdan hemen sonra hormonlara bağlı duygusal çalkantıların görülmesi tamamen normal ve alışılmış olduğundan daha ciddi vakalar kolaylıkla görmezden gelinebiliyor. Postpartum depresyon, doğumdan sonra yaşanan duygusal dönemden farklı olarak genellikle bebekle bağ kuramamaktan veya bebeğe istemsiz zarar verme düşüncelerinden kaynaklanıyor. Kültürel olarak annelik kutsal, ulvi ve saf bir değer olarak görüldüğünden bebeğe karşı bir duygu hissedememek ya da istemsizce bebeğe zarar vermeyi düşünmek annenin psikolojik durumunu kötüleştirerek kendinde hem kötü bir anne olduğu hem de bu düşünceleri başkasına açarsa bebeğin elinden alınabileceği izlenimini uyandırıyor. Postpartum depresyonla birlikte görülen anksiyete, umutsuzluk ve sürekli yorgunluk hali bu duygularla birleştiğinde anneyi kendine veya bebeğe zarar vermeye sürükleyebiliyor. Dolayısıyla doğumdan sonra annenin akıl sağlığı en az bebeğin fiziksel sağlığı kadar önemli olduğundan yeni annelerin düzenli kontrollere gitmesi, gerekirse psikoterapiye başlaması, yakınlarından mümkün olduğunca destek alması öneriliyor.


Postpartum depresyon, dünyada en sık görülen zihinsel bozukluklardan biri olsa da Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre aynı zamanda teşhisi ve tedavisi oldukça düşük olan bir duygu durum bozukluğu. Nadiren Lindsay Clancy vakasındaki gibi psikoza evrilip oldukça zararlı sonuçlar doğurabilecek bu psikolojik bozukluğun erken tanısı konabilmesi için akılda bulundurulması gereken belirtiler arasında panik ataklar, bebekle bağ kuramama, suçluluk ve değersizlik hissi, hüzün, gerginlik, sık öfkelenme, uyku ve iştah sorunları, aşırı yorgunluk ve duruma göre ya bebeğe yönelik ilgisizlik ya da aşırı endişe ve korku yer alıyor. Postpartum psikoz ise genellikle zaten bipolar bozukluk gibi başka bozuklukları olan annelerde görülürken halüsinasyon gibi daha şiddetli semptomlara sahip.


Selcen Aksu tarafından editlenmiştir.

bottom of page