top of page

Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Raporu: Akın Gürlek’e Yaptırım

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in AB Yaptırım Listesine alınmasını isteyen Türkiye Raporu, Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edildi. Adı geçen rapor; Türkiye’de son zamanlarda yaşanan siyasi olaylara ilişkin maddeler içerirken hükümete yönelik kınamalar, Türk vatandaşlarına vize özgürlüğü sağlanmasına yönelik öneriler ve diplomatik olarak Avrupa’yla yakınlaşmaya dair çağrılar da barındırıyor.



Türkiye Raporu’nun 6 Şubat 2026 tarihli ilk taslağı Akın Gürlek’e veya başka bir yetkiliye özel bir atıfta bulunmazken yine de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanarak fiili olarak görevden alıkonulmasını şiddetle kınamaktaydı. İmamoğlu davasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapmış olan Akın Gürlek, 11 Şubat 2026 tarihinde Adalet Bakanı görevine getirilmişti. Bunun üzerine 15 Nisan 2026 tarihinde Türkiye Raporu, AP Dışişleri Komisyonu tarafından Akın Gürlek’in ismini vurgulayacak şekilde yeniden düzenlenmişti. Bu bağlamda Akın Gürlek’in bu makama getirilmesi dehşet verici olarak nitelendirilmiş, İmamoğlu davasındaki rolünden hareketle kendisine raporda özellikle yer verilmişti.


Akın Gürlek’in de dahil edilmesi önerilen AB Yaptırım Listesi; listedeki ve kuruluşlara Avrupa Birliği’ne seyahat yasağı getirilmesi, AB’deki bütün hesapların dondurulması ve AB temelli bütün kaynaklardan yararlanılmasının yasaklanması temeline dayanıyor. Bir bireyin veya kuruluşun bu yaptırım listesine eklenebilmesi için bütün AB üye ülkelerinin ve AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi’nin bu kararı onaylaması gerekiyor. Her ne kadar daha önce ismi belirtilmemiş Türk yetkililerini hedef alan yaptırım önerileri söz konusu olmuş olsa da üye ülkeler arasında oy birliği sağlanamadığı için kabul edilmemişti.


17 Haziran’da oylanması kararlaştırılan Türkiye Raporu’nun gölge raportörlerinden biri olan Vladimir Prebilic’in 12 Haziran günü yaptığı bir söyleşide raporun Akın Gürlek hakkında yaptırım isteyeceğini açıklaması üzerine Akın Gürlek, kararı sert bir dille eleştirdi. Yaptığı konuşmada raporu kaleme alan Sanchez Amor’a dair “Marjinal örgütlerle irtibatları da biliniyor.” sözlerini kullanan Gürlek, Türk yargısının kararlarını anayasa, kanunlar ve milletin iradesi çerçevesinde verdiğini ekleyerek raporun kınadığı kararları savundu. Akın Gürlek raporun yasal olarak bağlayıcı hiçbir yanının olmadığına dikkat çekerken AKP Sözcüsü Ömer Çelik, sosyal medyada yaptığı bir paylaşımla Türkiye’nin egemenlik haklarına saygı duyulması gerektiğini savundu ve yaptırım önerisinde bulunanlara hitaben “sömürge komiseri” tabirini kullandı.


Akın Gürlek’in Adalet Bakanı pozisyonuna getirilmesinin ve Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının yanında rapor, yeni bir düzenlemenin ardından 21 Mayıs 2026 tarihli mutlak butlan kararını da eleştiriyor. Bu bağlamda sadece Akın Gürlek için değil, çeşitli CHP’li belediyelere kayyum atanması sürecinde rol oynayan bütün yetkililere yönelik insan haklarını ve temel özgürlükleri ihlal ettiklerinden dolayı yaptırımların uygulanması istenirken Türkiye’deki yargı bağımsızlığının aşınmasına ve uygulanan çifte standartlara dikkat çekiliyor. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla mutlak butlan kararı arasındaki, günümüzde de devam eden süreci örnek gösteren rapor, Türkiye’de demokrasi ve hukuk devleti yönünde adımlar atılmadığı için AB’ye katılma sürecinin dondurulmasından hükümeti sorumlu tutuyor. Bu doğrultuda Kopenhag kriterlerinin sağlanmaması durumunda Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılmasının söz konusu olamayacağını da belirtiyor.


Adaletin ve bireysel özgürlüklerin yozlaşmasının yanı sıra rapor Türkiye’de laiklik ilkesinin hükümetin dini yaklaşımıyla fiilen ihlal edildiğini savunuyor. Ayrıca Türk vatandaşlarının Avrupa’ya girişte yaşadığı vize problemlerinin de altını çiziyor. Türk vatandaşlarına Schengen bölgesine vizesiz giriş çıkış hakkı verilebilmesi için Türkiye’nin yetmiş iki kriterden geriye kalan son altı tanesini de sağlama yolunda adımlar atması öneriliyor. Bu kriterler terörle mücadele, Europol anlaşması, kişisel verilerin korunması, yolsuzlukla mücadele, bütün AB ülkeleriyle adli iş birliği ve göçmenlerin geri kabulü olarak belirtiliyor. Ancak “adli iş birliği” kapsamında Türkiye’nin bütün Avrupa Birliği üyelerin tanınması gerekmesinden ve Türkiye’nin resmi olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımamasından dolayı Avrupa’nın Türklere vize serbestisi tanıması söz konusu görünmüyor.


Türkiye’yi bir müttefik ve önemli bir stratejik partner olarak tanımlayan rapor, Türkiye’yi Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi yolunda adımlar atmaya davet ederken bu konudaki bölücü tutumunu kınıyor. Buna ek olarak raporda Ankara ve Erivan arasındaki normalleşme süreci takdir edilirken aynı zamanda Ermeni soykırımının tanınması çağrısı yapılıyor. Türkiye’nin uluslararası diplomaside Avrupa Birliği’ne benzer bir tutumu benimsemesi tavsiye edilirken Rusya’ya yaptırım uygulanmasının gerekliliği, AB’nin terör örgütü olarak tanıdığı Hamas’la olan ilişkilerden duyulan hoşnutsuzluk ve İran’la olan ticari ve diplomatik alanındaki sıkı bağlardan duyulan kaygı dile getiriliyor.


Türkiye Raporu; 17 Haziran 2026 tarihinde Fransa’nın Strasbourg kentinde düzenlenen oturumda 381 evet, 107 hayır ve 171 çekimser oyla Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edildi. Rapor yasal olarak bağlayıcı olmayıp sadece tavsiye niteliği taşıyor olsa da ileriki günlerde raporu kaleme alan Nacho Sanchez Amor ile birlikte Türkiye’yi ziyaret edecek olan Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’a rapor kapsamında bizzat hitap edilmesinden ve yaptırımların üzerinde özellikle durulmasından hareketle Avrupa Birliği’nin önümüzdeki günlerde bu konuyu ele alıp oylamaya açması mümkün.


Selcen Aksu ve Begüm Güvenç tarafından editlenmiştir.

bottom of page