GLP-1 Agonistleri Hakkında Prof. Dr. Hasan Erdem ile Röportaj
- Mercan Efe
- 3 Tem
- 4 dakikada okunur

Hollywood ünlülerinden günlük hayatta tanıdığımız pek çok kişiye kadar kullanılan ve ismini sıklıkla duyduğumuz Ozempic, Mounjaro gibi GLP-1 agonistleri son dönemlerde oldukça popüler hâle geldi. Glukagon Benzeri Peptit-1 (GLP-1) ince bağırsakta salgılanan ve vücutta birçok görevi olan bir hormondur. Pankreasta insülin salınımını destekleyerek kan şekerini dengeler ve yemeğin midede kalma süresini uzatarak açlık hissini baskılar. GLP-1 agonistleri de GLP-1 hormonunun etkilerini taklit ederek tokluk süresini uzatan bir ilaç türüdür. Başlangıçta tip 2 diyabet için geliştirilmiş olan bu ilaçlar, şu anda obezite hastaları ve kilo vermek isteyenler başta olmak üzere birçok kişi tarafından kullanılıyor.
The Times’ın 2024 verilerine göre ABD’de her 8 yetişkinden 1’i GLP-1 agonistlerini denemiş bulunuyor ve bununla birlikte tarihte ilk defa bir ülkenin obezite oranlarının düştüğü gözlemleniyor. 2025 yılının sonunda Dünya Sağlık Örgütü, GLP-1 agonistlerini diyabet hastaları için temel ilaçlar listesine ekledi ve obezite hastalarının nasıl kullanması gerektiğine yönelik açıklamalar yayımladı.
DSÖ verilerine göre, 2025 yılında Avrupa’daki yetişkinlerin %50’sinden fazlası ve her 3 çocuktan 1’i fazla kilo veya obeziteyle mücadele ediyordu. ABD, Meksika, Şili, Suudi Arabistan’da ise bu oran %70’lere dayanıyor. Üstelik obezite her sene yaklaşık 4 milyon insanın ölümüne sebep oluyor. Bu verilere dayanarak GLP-1 agonistleri günümüz için tıpta atılan çok büyük bir adım olarak görülebilir.
GLP-1 agonistlerinin başlıca etkileri arasında:
insülin salınımını artırarak kan şekerini dengelemeye yardımcı olmak
glukagon salgılanmasını baskılayarak kan şekeri dalgalanmalarını azaltmak
santral sinir sistemindeki iştah merkezini baskılayarak açlık hissini azaltmak ve
yemeklerin midede kalma süresini uzatarak tokluk süresini artırmak bulunur.
GLP-1 agonistlerini kullanmanın ardından, 3 ay sonra başlangıç kilonuzun %10’unu, 6 ay sonra %15’ini ve 1 yıl sonra %20’den fazlasını vereceğiniz belirtiliyor.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Bezmialem Vakıf Gureba Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’nde ihtisasını yapan ve obezite cerrahı olarak çalışan Prof. Dr. Hasan Erdem ile GLP-1 agonistleri hakkında yaptığımız röportajı sizlerle paylaşıyoruz.

Son yıllarda artışta olan GLP-1 agonistleri ameliyatların yerini mi alacak yoksa cerrahiyi destekleyecek mi?
25-30 yıllık bir geçmişe sahip olan cerrahi artık toplumda kabul gördü; hangi hastanın ameliyat olabileceği, hangisinin olamayacağı ayırt edilebilir durumda. Ancak ilaçların kullanımı son yıllarda çok popülerleşti ve bilinçsiz kullanımı çok arttı. Cerrahi operasyon doktor tarafından yapıldığından dolayı kimlerin ameliyat olacağı belirli. Lakin ilaçlar eczaneden kolayca temin edilebildiği için bir regülasyon ne yazık ki mümkün değil. İlacın etkileri ve yan etkilerini yeni yeni görmeye başlıyoruz. Bu nedenle ilaçların cerrahinin yerini alacağını söylemek için henüz erken, her ikisini ayrı değerlendirmek gerekiyor.
Kilo vermek artık eskisi kadar sıkı bir diyet ve egzersiz planı gerektirmediği ve bir iğne sayesinde hızla kilo verilebileceği için obezite hastalarına karşı toplum baskısı artıyor. Fazla kilolu bireylere iradesiz damgası vurulabiliyor. Bu konu hakkında söylemek istedikleriniz nelerdir?
Obeziteye bir sendrom olarak bakabiliriz. Obezite sadece insanın dış görünüşü, kilosu, kıyafet bulamaması veya toplumda bazı dışlanmalar yaşaması ile değerlendirilemez. Obezite, elbette hastada bir görünüş ve yaşam zorluğuna neden oluyor ancak bunun ötesinde yağ kütlesinin artmasıyla beraberinde çokça sağlık sorununu da getiriyor. Şeker hastalığı oranı, hipertansiyon, kalp rahatsızlıkları, kadınlarda polikistik over sendromu görülme riski ve uyku apnesi artıyor. Dünya nüfusunun neredeyse üçte biri obezite sınırına ulaşılmış bulunmakta. Obeziteyi azaltmaya yönelik çok ciddi çalışmalar var, ameliyat bunlardan yalnızca biri; GLP-1 agonistleri de yeni bir tedavi. Bu ilaçlar hastanın iştahını baskılayarak kilo verimi sağlıyor.
Medyanın etkisiyle aşırı zayıflık bir norm haline geldi. İdeal insanın uzun boylu, ince yapılı olması gerektiği düşünülüyor ve bu kriterlere uymayanlar ilaç ve güzellik endüstrisi tarafından bu kalıplara sokulmak isteniyor. Bu durum doğru değil; herkesin vücut yapısı, genetiği farklıdır. Sıfır beden olmanın normal kabul edildiği bu çağda, beden kitle endeksine göre fazla kiloda olmak sağlık problemlerine yol açmadığı sürece bir sorun olarak değerlendirilmemelidir.
İlaçlar ile ameliyatı karşılaştırdığınızda neler söylemek istersiniz? İkisinin arasında ne gibi farklar var?
İlacı bıraktıktan sonra, iştah baskılayıcı etkisi geçiyor ve kullanıcıda aşırı yeme isteği doğabiliyor. Böylece, 2-3 ay içinde verilmiş kilolar geri alınabiliyor. Kalori alımına, beslenmeye ve egzersize dikkat edilmediği sürece eski hale geri dönüş kaçınılmaz. Ameliyatın başarı oranı %98 ve direkt olarak mideyi küçülttüğü için ilaca kıyasla etkisi daha yüksek. Son zamanlarda kilo vermek için ameliyata gelen hastalarda daha önce Ozempic, Mounjaro gibi ilaçları kullanmış olanların oranı epeyce yükseldi. Ameliyata kıyasla ilaçta başarısızlık daha yüksek görünüyor. Ancak şunu unutmamak gerekiyor: Ameliyat olup kilo veren hasta da ilaçla kilo veren hasta da bu süreç bittiği zaman kendi iradesiyle baş başa kalır. Hasta, yaşam tarzını ve beslenme alışkanlıklarını değiştirmediği sürece tedaviyi bırakmasının ardından verdiği kiloları hızla alır.
Hızlı kilo kaybına bağlı sarkmalar hastaların beden memnuniyetini nasıl etkiliyor? Kilo verme sevinci yerini yeni bir estetik kaygıya mı bırakıyor?
Hastanın 40-50 kilo vermesinin ardından derisinin altındaki yağ dokuları gidiyor, böylelikle deri sarkmaları ve yüzde çökme oluşuyor. Böylece deri sarkmaları estetik bir kaygıya yol açabiliyor. Ancak zayıflamış bir hasta yalnızca estetik problemler yaşarken, kilolu bir hastada diyabet, uyku apnesi, hipertansiyon, metabolik sorunlar ve sosyal izolasyon gibi pek çok sorunla aynı anda karşılaşabilir. Ek olarak, deri sarkması olan bir kimse, bunları giydiği kıyafetler ile gizleyebiliyor ancak kilolu kişiler için bu mümkün olmuyor. Bu nedenle deri sarkması, kilolu olmaya kıyasla daha tercih edilebilir bir durum haline geliyor.
Siz GLP-1 agonistlerinin kullanımını destekliyor musunuz?
Kullanımına kesinlikle karşı değilim, sonuçta ameliyatın riski kadar bir riske sahip değil. Evet, ameliyat çok etkili ancak ölüm riski dahil olmak üzere çok ciddi riskleri var. Ancak ilacın bu denli büyük riskleri yok ve uygulanması çok kolay. İlaç kullanılabilir, sonuçta doğrulanmış bilimsel bir çalışmaya karşı çıkamayız ancak bu kadar kolay erişim olmamalı. İnsanlar eczaneden denetimsiz ve kontrolsüz almamalı, bir hekim gözetiminde kullanılmalı. İlacın kullanımı yaygınlaştıkça etkileri ve yan etkileri daha iyi anlaşılacak. Bu süreçte artan bilimsel çalışmalar ile ilacın kullanımı yeniden değerlendirilecektir.
Elis Zayim ve Begüm Güvenç tarafından düzenlendi.


