top of page

Açık Denizlerin Korunması Adına BM’de Anlaşmaya Varıldı

Yaklaşık yirmi yıldır üzerinde çalışılan Açık Deniz Anlaşması, New York'ta iki hafta süren yoğun müzakereler sonunda nihayet tamamlandı. Çığır açan bu anlaşma, deniz doğasının korunması ve muhafaza edilmesinin yanı sıra açık denizlerin biyolojik çeşitliliğinin güvence altına alınmasına yönelik küresel çabalarda ileriye doğru atılmış önemli bir adım olarak müjdelendi.


Anlaşma önümüzdeki yıllarda iddialı hedefler belirlemekte, bu hedeflerden başlıcaları 2030 yılına kadar suların yüzde 30'unun koruma altına alınması planlanması, 2040’a dek karbon nötr olması ve bunun gibi birçok madde içermektedir.



İklim değişikliği ile mücadele ve biyoçeşitliliğin korunması bağlamında önemli bir adım olarak görülen bu yeni anlaşma 193 ülke tarafından kabul edilmiş ve BM’de resmi olarak onaylanması bekleniyor. Okyanusların korunmasına yönelik son uluslararası anlaşma (Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi) bundan 40 sene önce 1982 yılında imzalanmıştı. 1982 yılında imzalanan bu sözleşmesinin içeriğinde ise neredeyse yok dedirtecek kadar az sınırlama bulunuyordu.



Eski şartlara göre açık denizlerde tüm ülkelerin balıkçılık, gemicilik ve araştırma yapma hakkına sahip olduğu uluslararası sulardan oluşan bir alan yaratıldı ancak bu suların yalnızca yüzde 1,2'si koruma altına alınabildi. Doğayı Koruma Birliği'ne (IUCN) göre, küresel çapta deniz türlerinin yaklaşık yüzde 10’u yok olma riskiyle karşı karşıya bunun temel sebeplerinden biri de bu sözleşme imzalandığında henüz deniz biyoçeşitliliği kavramı endişelerimiz arasında yer edinmemişti. Bu da şuan dünyamızın içinde bulunduğu iklimsel krizlere cevap vermek adına yetersiz kalıyordu.


Açık denizler, dünya sularının yaklaşık üçte ikisini kaplayarak dünyamız ve geleceği açısından farkında olduğumuzdan çok daha büyük bir önem arz ediyor. Açık denizlerin kullanımıyla ilgili yeterince sıkı kurallar konulmamasının sonucu olarak iklim değişikliği, aşırı avlanma, ticari balıkçılık, madenciliğin yanı sıra kimyasal ve plastiklerden kaynaklanan kirlilik, nakliye trafiği gibi hususların biyoçeşitlilik üzerine olumsuz etkisi görülmüştür.


Eski anlaşmanın günümüz sorunlarını ele almakta yetersiz kalması nedeniyle uzun yıllar boyunca hazırlanan bu yeni anlaşma, etkilenen bölgelerdeki balıkçılık faaliyetleri, deniz madenleri, deniz taşımacılığı, ticaret ve arama faaliyetleri ile ilgili olarak uyulması gereken bir dizi kısıtlamayı ana hatlarıyla belirlemektedir. Bu faaliyetlerden kaynaklanabilecek çevresel etkilerin düzenlenmesi ve azaltılması amaçlanmaktadır. Uzmanlara göre bu, açık denizlerde yürütülen her türlü faaliyetin kapsamlı bir şekilde incelenmesine olanak sağlayacaktır, Anlaşma, sadece farklı bölgesel anlaşmaları bir araya getirmekle kalmayıp, aynı zamanda bu türlerin yolculukları sırasında karşılaştıkları tehdit ve zorlukları ele almak için kapsamlı ve birleşik bir yaklaşım sağladığından, göçmen türlerin korunmasında ileriye doğru atılmış büyük bir adımdır. Bu anlaşma, göçmen türlerin korunmasının tüm bölgede tutarlı olmasını ve bu türlerin neslinin tehlikeye girmesini veya tükenmesini önlemek için gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamaya yardımcı olacaktır.

Geçtiğimiz aralık ayında Montreal'de düzenlenen tarihi bir BM konferansında 2030 yılına kadar gezegenin kara ve iç sularının yanı sıra deniz ve kıyı alanlarının % 30'unun korunmasına yönelik verilen '30'a 30' sözüne atıfta bulunulan açıklamada, bu anlaşmanın aynı zamanda 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündeminin okyanusla ilgili amaç ve hedeflerine ulaşması için de hayati önem taşımakta olduğundan bahsedildi.


Rutgers Üniversitesi'nden biyolog Malin Pinsky, yeni anlaşmanın "okyanusun sınırsız bir kaynak olmadığını ve okyanusu sürdürülebilir bir şekilde kullanmak için küresel işbirliği gerektiğini kabul etmekle" olduğunu belirtti ve Almanya Çevre Bakanı Steffi Lemke anlaşma ile ilgili yaptığı değerlendirmede "Şimdiye kadar neredeyse hiç korunmamış olan açık denizler için ilk kez bağlayıcı bir anlaşma imzalıyoruz. Nesli tükenmekte olan türlerin ve habitatların kapsamlı bir şekilde korunması artık Dünya yüzeyinin %40'ından fazlasında nihayet mümkün." diye konuştu.


Kaynaklar:

71 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page